Dieses Blog durchsuchen

Mittwoch, 11. Mai 2011

Derviş Eroğlu:Kıbrıs Türk halkının AB'ye güveni azaldı

KKTCCumhurbaşkanı Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs’ta kalıcı çözüme yönelik göstermiş olduğu desteğe rağmen, ülkede uygulanmakta olan haksız izolasyonların gün geçtikçe Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği’ne olan güvenini sarstığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı, Rum tarafının da Türk tarafının istek ve kararlılığını göstermesi halinde yılsonuna kadar adada kalıcı bir barışın tesis edilmesinin önünde hiç bir engel kalmayacağını açıkladı.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO), “Avrupa Günü” dolayısıyla oda binasındaki Mustafa Çağatay Konferans Salonu’nda etkinlik düzenledi.

Başında müzik dinletisinin yanı sıra kokteyl de düzenlenen ve konuşmaların da yapıldığı etkinliğe Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, AB Dönem Başkanı Macaristan’ın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği Müşaviri ve Büyükelçi Birinci Yardımcısı Endre Szabo, ABD Büyükelçisi Frank Urbancic, AB Komisyonu’nun Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara, Slovakya Büyükelçisi Anna Turenicova, bazı milletvekilleri, diğer yetkililer, yabancı misyon temsilcileri, işadamları ve diğer davetliler katıldı.

EROĞLU

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, konuşmasında, bugün, Avrupa kıtasına kalıcı barışı getiren ve farklı Avrupa halklarının demokrasi ve insan hakları gibi evrensel değerler etrafında bir araya gelmelerini sağlayan Avrupa Birliği’nin kuruluşunun 51’inci yıldönümünün kutlandığını kaydetti.

Başbakanlığını yürüttüğü tüm geçmiş hükümetlerin, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği’nin bir parçası olmaları gerektiği ilkesini benimsediğini söyleyen Eroğlu, bu sebepten dolayı, AB ile olan temaslarımın geliştirilebilmesine ve ülkenin yasal ve idari yapılarının AB standartları ile uyumlaştırılabilmesi için gösterilen çabaların artırılmasına hep öncü olduklarını vurguladı.

Tüm bunların gerçekleştirilebilmesi için 2003 yılında ilk kez Başbakanlığa bağlı Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezini kurarak çalışmaların etkin gelişmesini sağladıklarını belirten Eroğlu, ayrıca, 2011 yılı içerisinde Avrupa Birliği’nin Kuzey Kıbrıs’ta yürüttüğü büyük altyapı projelerinin uygulamalarında bilinen sebeplerden ötürü gecikmeler yaşanmasına rağmen, bir kısmının sonlandırılarak Kıbrıs Türk tarafına devir tesliminin yapılmasını beklediklerini kaydetti.

Buna ek olarak, 2011 yılı için 28 milyon, 2012 için ise 25 milyon Euro’luk ek mali kaynakların verilecek olmasını da memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı, özellikle büyük ve kalıcı alt yapı yatırımlarının somut şekilde hayata geçirilmesi konusunda bir takım gecikmeler yaşanmasının önemli bir sıkıntı olarak hala önlerinde durduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı, AB’nin Kıbrıslı Türklerin kalkınmasına sağladığı destek ve ülkeye aktarması beklenen “know - how” ve alt yapı yatırımlarının ilerleyen yıllarda daha somut şekilde hayata geçirilebileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı şöyle dedi:



“Avrupa Birliği’nin ülkemize yapmakta olduğu mali katkılar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hala daha izolasyonlar altında olduğu gerçeğini ne yazık ki ortadan kaldırmamaktadır. Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs’ta kalıcı çözüme yönelik göstermiş olduğu desteğe rağmen ülkemize uygulanmakta olan haksız izolasyonlar, gün geçtikçe Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği’ne olan güvenini sarsmaktadır. Avrupa Birliği’nin verdiği sözleri yerine getirememesindeki en büyük neden, kuşkusuz Kıbrıslı Rumların 1 Mayıs 2004 tarihinde birliğe tek taraflı üye olmalarıdır.

Yapılan bu yanlış neticesinde, AB’nin Kıbrıslı Türkler’e uygulanmakta olan haksız izolasyonların kaldırılması için vermiş olduğu taahhütleri, Kıbrıslı Rumların her alanda başlattıkları girişimler neticesinde henüz uygulamaya koyamaması büyük üzüntü vericidir. 21. yüzyılda Avrupa kıtasında yaşayan bir halkın ekonomik, siyasi, eğitim ve sosyokültürel alanlarda diğer halklarla temas kurma hakkından yoksun bırakılmasının artık son bulması gerekmektedir.”

Eroğlu, birçok ortamda bu haksızlıkların dile getirilmesine rağmen, AB üyesi ülke temsilcilerinin Kuzey Kıbrıs’a geçerek Kıbrıslı Türk yetkililerle görüşmelerinin dahi bariz bir şekilde Rum tarafınca engellenmesinde yatan mantığı anlamanın mümkün olmadığını belirterek, son olarak, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün, Kıbrıslı Rumların yoğun baskıları neticesinde Avrupa Parlamentosu’nda rafa kaldırılmaya çalışılmasının, Kıbrıslı Türkler arasında büyük hayal kırıklığına sebep olduğunu, son Eurobarometre sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin AB’ye olan desteğinin yüzde 30’lara kadar gerilemiş olmasının da, yapılan tüm haksızlıkların ortadan kaldırılması için Avrupa Birliği’nin üzerine düşeni yapması gerektiğinin bir kanıtı olduğunu vurguladı.

Eroğlu şöyle devam etti:

“Biz yine de Kıbrıs Türk halkı olarak üzerimize düşeni yerine getirmeye devam ediyoruz. Halkım tarafımdan Cumhurbaşkanı görevine getirildiğim andan itibaren, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Sayın Dimitris Hristofyas ile masaya oturarak Kıbrıs sorununun çözülmesi ve adanın bir bütün olarak AB içerisinde yer alması için müzakere sürecini hızlandırdım. Ancak henüz müzakerelerde istediğimiz noktaya gelemedik.

Kıbrıslı Rumların tek taraflı AB üyelikleri de, müzakere sürecinde rahat tavır takınmalarına ve gerekli özveriyi göstermemelerine neden olmaktadır. Bölünmüş bir adanın Avrupa Birliği üyesi olması, dünyada etkin bir politik aktör olma arzusu içerisindeki Birlik için ciddi bir prestij kaybıdır. 2012 yılında bölünmüş bir ada tarafından dönem başkanlığının yürütüleceği Avrupa Birliği’nin uluslararası toplum nezdinde itibarının sarsılmaması için, Kıbrıs Rum tarafının müzakere sürecinde daha yapıcı olmaları yönünde gerekli girişimleri yapmaları ve Kıbrıslı Türklere verilen izolasyonların kaldırılması sözünün tutulması en büyük temennimizdir.”

Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının, bugüne kadar yapılan müzakerelerde ortaya konulan önerilere ilişkin tutumuyla, adada kapsamlı ve kalıcı çözüme olan desteğini kanıtladığını vurgulayarak, Kıbrıs Türk tarafının ayrıca halihazırda devam eden müzakerelerin sonuçlandırılarak, Kıbrıs’ta Türkiye’nin etkin ve fiili garantisine sahip, siyasi eşitliğin ve iki eşit kurucu devletin olduğu, adadaki gerçekleri göz ardı etmeyecek, kalıcı ve yaşayabilir yeni bir ortaklık kurulması için gerekli adımları atmaya devam edeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı, aynı isteğin ve kararlılığın Kıbrıs Rum tarafınca gösterilmesi durumunda yılsonuna kadar adada kalıcı bir barışın tesis edilmesinin önünde hiç bir engel kalamayacağını vurguladı.

Eroğlu, “Avrupa Günü dolayısıyla ümit ediyorum ki AB ülkelerinin tesis ettiği güven ortamı ve uzlaşı kültürü Kıbrıs’taki taraflar arasındaki ilişkilerde de hakim olur ve AB ülkelerinin başardığı gibi adamızda da kalıcı barışı tesis edebiliriz” diyerek, Avrupa Günü’nüz kutladı.

MACAR DİPLOMAT SZABO

Macar diplomat Szabo ise konuşmasında, dünyadaki türbülanslara ve bunun AB üzerindeki etkilerine işaret ederek, Euro alanında ve Schengen sisteminde sorunlar yaşandığını, genişlemenin arzu edildiği kadar hızlı ilerlemediğini, AB’nin şu anda zor sularda seyreden gemiye benzediğini kaydederek, Macaristan’ın dönem başkanı olarak yılın ilk altı ayında gemiyi rotaya sokmak için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını vurguladı.

Konuşmasında Avrupa’nın yaşadığı sorunları ve Macaristan’ın bunlarla ilgili görüş ve çalışmalarını değerlendiren Macar diplomat, Türkiye ile üyelik sürecine ilişkin müzakerelere ilişkin çabalar ortaya koyan Macaristan’ın bu konuda iyimser olduğunu ve Haziran’da yeni bir başlık açılabileceğini düşündüklerini ifade etti.

Kıbrıs Türk halkının da AB Komisyonu’nda genişlemenin bir parçası olarak ele alındığını belirten Szabo, “Anlaşılıyor ki Kıbrıs Türk halkı için en karlı olan Kıbrıs konusunda kalıcı bir çözüme ulaşılması ve AB ile tam entegrasyona girilerek yapısal ve birleşme fonlarına tam ulaşımlarının sağlanması. Bu Kıbrıslı Türklerin AB içindeki halklarla yakınlaşmasını da hızlandıracaktır” dedi.

Szabo, ancak, bir çözüme ulaşılana kadar, çözümün mümkün olduğunu da akılda tutarak, AB Komisyonu’nun Mali Yardım Tüzüğü’nü, 2011 yılı için de uzattığını ve Kıbrıslı Türkler için 28 milyon Euro daha sağlama kararı aldığını anımsattı. Szabo, bu yardımın üye ülkelerce kabul edildiğini ve resmi imzaların beklendiğini söyledi.

Szabo, genişlemeyle ilgili diğer çalışmalarını da anlatarak, Macaristan dönem başkanlığının Avrupa için sloganının “Güçlü Avrupa” olduğunu, bunun için çalıştıklarını söyledi.

ÇERKEZ

KTTO Başkanı Günay Çerkez, “Avrupa Günü dolayısıyla resmi dillerden biri olması nedeniyle” konuşmasını İngilizce yapacağını belirterek, Avrupa Günü nedeniyle her yıl “Kıbrıslı Türklerin Avrupa ailesinin parçası olduğunu hatırlatma yönündeki taahhütleri çerçevesinde” geleneksel olarak etkinlik düzenlediklerini belirtti.

Çerkez, adada varılacak adil ve sürdürülebilir bir çözümü AB üyeliğinin takip etmesinin, herkesin yararına olacağını vurguladı.

Kıbrıslı Türkler arasında AB’ye olan desteğin düştüğünü belirten Çerkez, AB’nin geleceği konusunda şüphesi bulunanlar olduğunu, birlikte birçok sorunların yaşandığını, Euro’nun geleceğinin tartışıldığını kaydederek, AB içinde olmayan bir toplulukta çok yüksek olan birliğe güvenin, son düzenlenen anketlere göre ciddi bir azalma gösterdiğini söyledi.

Kıbrıslı Türklerle tanışıklığı olanların bunun nedenlerini çok iyi bildiklerini, AB’nin verdiği sözleri tutmadığını kaydeden Çerkez, Kıbrıslı Türklerin 7 yıl önceki referandumdaki “Evet” oylarına rağmen ekonomide sorunların ve izolasyonun sürdüğünü belirtti.

Direkt Ticaret Tüzüğü’nün içinde bulunduğu duruma işaret eden Çerkez, tüzüğün Kıbrıslı Türklerin tanınmasıyla alakası olmadığını, siyasi statülerinde de bir yükseltme getirmediğini, sadece Kıbrıslı Türklerin Avrupalılarla ticaret yapmasını sağlayacağını söyledi. 7 yıl önce tüm büyük Avrupalı aktörlerin, Kıbrıslı Türkleri korumak yönünde taahhütte bulunduklarını kaydeden Çerkez, “Kıbrıslı Türkler izolasyonun aleyhine oy kullanmalarına rağmen bunun faturasını ödememeliydiler” dedi.

Çerkez, Türkiye’nin AB üyelik süreciyle Direkt Ticaret Tüzüğü’nü ilişkilendirmenin adil olmamasının yanı sıra mantıksız da olduğunu vurguladı.

Kıbrıslı Türklerin Direkt Ticaret Tüzüğü’ne ihtiyacı olmadığını çünkü Yeşil Hat üzerinden ticaret yapabildiğini iddia edenlerin bulunduğunu söyleyen Çerkez, “Bunu basit bir soruyla yanıtlamak istiyorum; herhangi bir Kıbrıslı Rum marketinin rafında, bir Kıbrıslı Türk’ün ürettiği malı en son ne zaman gördünüz ve iki ekonomi arasında bu kadar büyük bir uçurum varken sürdürülebilir bir çözümü nasıl bekleyebiliriz?” dedi.

Çerkez konuşmasında, Direkt Ticaret Tüzüğü’nün hayata geçirilmesinin yararlarını özetle şöyle sıraladı:

“Kıbrıslı Türkleri çözümün yararlarına ve Kıbrıslı Rumları da çözümden sonra ekonomik yükün az olacağına ikna ederek çözüme yardımcı olacak; diğer ülkelerle iş yürütme, ticaret hakkı, direkt ticaret ilişkileri geliştirme konusunda özgürlük sağlayacak; Kıbrıs’ta birleşmenin maliyetini azaltacak; Kıbrıs Türk ticaret insanları için psikolojik ve tarife engelsiz yeni bir pazar yaratacak,; uluslararası ticarette tecrübe edinmemizi sağlayacak; Kıbrıslı Türk ekonomisinin daha rekabet edebilir ve sürdürülebilir olmasını sağlayacak.”

Çerkez, ekonominin bel kemiği olduğunu savunduğu küçük ve orta ölçekli işletmelerin karşılaştığı güçlükleri de anlatarak, bu işletmelerin, AB’nin Kıbrıslı Türkler için ayırdığı 259 milyon Euro’luk Mali Yardım Paketi’nin sadece yüzde 2’sinden yararlanabildiğini kaydetti.

Çerkez, bu işletmeler için AB’den yeni bir destek beklediklerini ve bunun sadece eğitim gibi alanlarda değil, düşük maliyetli finansmanda, makine ve donanım alımında da kullanılabilmesini istedi.

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na da seslenen Çerkez, ortada Kıbrıs konusunda acil bir uzlaşmaya varılması için ortak bir anlayış bulunduğunun görüldüğünü ifade ederek, “Kıbrıslı Türk iş dünyasının uzun süredir kapsamlı, sürdürülebilir bir siyasi anlaşmaya varılmasının avukatlığını yaptığı” görüşünü kaydetti.

İki tarafta da ekonomide sorunlar bulunduğunu ancak bir çözümün, hiç bir başka önlemin yapamayacağı kadar her iki ekonomide de “patlamaya” yol açacağını söyleyen Çerkez, bu süreçte üzerlerine düşeni yapmayı sürdüreceklerini ifade etti.

Avrupa Günü’nün bu yılki sloganı olan “Haklarınızı Bilin Haklarınızı Kullanın”a atıfta bulunan Çerkez, “Haklarımı biliyorum ama haklarımı kullanamıyorum” diyerek, Avrupalı muhataplarına “Bununla ilgili ne yapacaksınız ve bununla ilgili bir şey yapmayacaksanız neden yapmayacaksınız?” diye seslendi.

Çerkez, Brüksel’deki KTTO ofislerinden, Avrupalı “arkadaşlarına” gönderdikleri slogana da atıfta bulunarak, ticaretin Avrupa’yı bir araya getirdiğini, Kıbrıslı Türklerle AB’yi ve Kıbrıs’ı da bir araya getireceğini kaydederek, ancak bunun sadece AB’nin adaleti ve cesaretlendirmesiyle gerçekleşebileceğini söyledi.

Tak, 11-05-2011 11.30 (TSİ)

Dienstag, 10. Mai 2011

AB’den tutuklu gazetecilere mesaj

BRÜKSEL GEÇEN hafta üstlendiği inisiyatifle batı Balkan ülkeleri ve Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü alanındaki sorunların tartışıldığı “Sesini Yükselt” başlıklı bir konferans düzenlenmesini sağlayan AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, konferans sırasında Hürriyet’i özel olarak kabul edip sorularımızı yanıtladı. Füle’ye sorularımız ve kendisinin yanıtları şöyle: 
AB Komisyonu olarak Türkiye’de basın özgürlüğü alanında yaşanan sorunlara nasıl bakıyorsunuz?
FÜLE: İfade ve basın özgürlüğü, Kopenhag siyasi kriterlerinin temel bir unsurudur. Son strateji raporumuzda genişleme bölgesinde bu alanda ilerleme eksikliğinden söz ederken, Türkiye’nin durumu fazlasıyla aklımızdaydı. Türkiye hakkındaki son ilerleme raporumuzda çok açık belirttiğimiz gibi, maalesef ifade ve medya özgürlüğüne ilişkin mevzuatınız Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı çerçevesinde yeterince güvence getirmiyor. Bu yöndeki beklentiler karşılıksız kalmış durumda. Türkiye’nin tam üyelik için müzakere yürüttüğümüz bir ülke olması, bu konuyu daha da önemli bir hale getiriyor. Bu arada Türkiye’de internete erişime filtre getirileceğine ilişkin bazı tartışmalardan yeni haberim oldu. Bu da kaygı verici bir gelişme. 

KİTABA EL KONULMASI PEK RASTLANAN BİR ŞEY DEĞİL

Farklı ve karşıt görüşler demokrasinin önemli bir unsurudur. Türkiye bu yönde çok büyük gelişmeler sağlamıştı. Şimdi Türkiye’yi ileri değil geriye götüren adımlar olursa, bu talihsizlik olur. 
Bu arada Türk gazetecilerine karşı açılmış çok sayıda dava (TCK 285 ve 288’i kast ediyor) var. Bu da talihsiz bir gelişme. Özellikle Ceza Yasası ve Terörle Mücadele Yasası’na atıf yapmak isterim. Buradaki yasal süreçleri sorgulamıyoruz ama açılan davaların sayıca yüksekliği kaygı verici.
Ayrıca, gazetecilerin hangi nedenlerle alıkonuldukları, tutuklandıkları konusunda yeterli şeffaflığın olmaması da bir sorun. Bir de yayımlanmak üzere olan bir kitaba el konulması olayı var. Bir kitabın müsadere edilmesinin çok nadir karşılaşılan bir durum olduğunu belirtmeliyim. 
İşte bütün bu kaygı verici gelişmeler konusunda çok açık bir şekilde konuşuyoruz, ilgili makamlara buradaki sistematik sorunun geride bırakılması ve gazetecilere dönük yüksek sayıdaki davalarla ilgili sorunun çözümü için ellerinden gelen çabayı sarf etmeleri çağrısında bulunuyoruz. 

CEZA VE TERÖR YASALARI DEĞİŞMELİ

Sonuçta AB Komisyonu olarak Türk hükümetinden bu sorunların çözümü için Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirmesini beklediğinizi söyleyebilir miyiz?
FÜLE: Çok açık beklentimiz, (suç tanımları açısından) geniş tefsirleri mümkün kılan bölümlerin yasal çerçeveden çıkarılmasıdır. Keza, yasalarda insanların gözaltına alınmalarının, hatta hapsedilmelerinin gerekçeleri konusunda yeterli şeffaflığın olmasını önleyen hükümler için de aynı beklentiyi taşıyoruz.

YASALARINIZ AİHM İLE UYUMLU DEĞİL

Gazetecilerin serbest bırakılmasını da bekliyor musunuz? 
FÜLE: Türk yargısına neyi yapıp neyi yapmamasını söyleyecek değiliz. Ama bu davalar Türk yargısına tarafsız ve bağımsız bir şekilde ve sanıkların adil yargılanma hakkı da dahil olmak üzere tüm haklarını gözeterek çalıştığını göstermesi için bir imkân yaratıyor. Bu davaları çok yakından izlemeye devam edeceğiz. 
Bu sözlerinizde dolaylı bir şekilde de olsa yargının tümüyle tarafsız olmadığı yolunda bir ima yatmıyor mu?
FÜLE: Herhangi bir şey ima ediyor değilim. Ben ortadaki olguları söylüyorum. AB’nin beklentisi söz konusu mahkeme kararlarının dayandığı mevzuatın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM kararlarıyla uyumlu olmasıdır. Mevzuat bu sözleşme ve kararlarla uyumlu mu? Hayır değil. Bu görüşümüzü birçok kez belirttik. Hükümet ve parlamento, bu beklentimizi karşılayıncaya kadar belirtmeye de devam edeceğiz. 

BASINLA DAHA YAKIN DİYALOĞA GİRECEĞİZ

Yaşanan sorunlar Türkiye’nin tam üyelik adaylığının basın özgürlüğü alanında yeterli güvenceleri sağlamadığını gösteriyor. AB’nin bu alanda yeni stratejiler, yeni yöntemler geliştirmesi gerektiği yolunda bir mutabakat da şekilleniyor. Düzenlediğiniz konferans da bunun bir önemli bir ilk adımıydı. AB, bu alanda başka ne yapabilir?
FÜLE: Türkiye’de profesyonel gazetecilik açısından gerekli standartların güvence altına alınması için gazetecilerle ve ilgili makamlarla çalışıyoruz. Koşullarınız Avrupa standartlarını tutturuncaya kadar bu konuda çalışmaya devam edeceğim. Bu konuda hiçbir şüphe olmamalıdır.
Peki yaptıklarımız yeterli mi? Biz de kendimize bu soruyu yöneltiyoruz. Zaten bu konferansı düzenlememiz, sizlerle ve diğer paydaşlarla istişare etmemiz, hükümetleri ve uluslararası kuruluşları buraya davet edip “Burada bir sorunla karşı karşıyayız, ne yapmalıyız” diye sormamız hep bu arayışın birer ifadesi. Evet bütün batı Balkanlar ve Türkiye’de ifade ve medya özgürlüğü alanında sorunlar var, uygulamada bir duraklama söz konusu, ileri gitmiyor... Bu özgürlükler, Kopenhag siyasi kriterlerinin ve güçlü bir demokrasinin önemli birer unsurudur. O zaman gazetecileri ve profesyonel kuruluşları desteklemek anlamında ne yapabiliriz diye topluca konuşalım diyoruz.
Ayrıca, şunu da söylemeliyim ki, bundan sonra aday ülkelerdeki basın temsilcileriyle aramızda yapılandırılmış bir diyalog da yürütülecektir. 
Bir de, bütün bu konular raporlarımıza da yansıyacaktır. Her ilerleme raporunu, ifade ve basın özgürlüğünü spesifik olarak değerlendiren ve neler yapılması gerektiği konusunda sonuçlar da çıkaracak şekilde kaleme alacağız. Sadece “Bu alanda sorun var” dememiz yeterli olmamalı. Ne yapılması gerektiği konusunda da net olmalıyız. Sonuçta düzenlediğimiz konferansı işbirliğimizi daha yüksek bir düzeye çıkardığımız bir adım olarak düşünün. 

DESTEĞİMİZ ONLARIN YANINDA

Tutuklu gazetecilere bir mesajınız var mı?
FÜLE: Düşüncelerimiz onlarla birlikte... Aslında yalnızca onlarla da değil, otoritelerle kendi tecrübelerini yaşayan daha pek çoklarıyla da birlikte... Gazetecilerin vatandaşlarının çıkarları için zaman zaman acı olan gerçekleri ortaya çıkarmak için sergiledikleri cesareti takdirle karşılıyoruz. Genel anlamda söylemek istiyorum ki, otoritelerin tasarruflarının kurbanı olan, gözaltına alınan hatta hapse konan gazeteciler bilmelidirler ki, desteğimiz onların yanındadır. 

Hürriyet, 10-05-2011 10.00 (TSİ)

La Repubblica: Avrupa'nın Çin'i Türkiye

İtalyan La Repubblica gazetesinin haftalık ekonomi eki Affari&Finanza,Türkiye'nin Avrupa'nın Çin'i olduğunu yazdı.Haber şöyle:

Dokuma Sektörünün Gücü ve Yeniden Kavuşulan İstikrar Sayesinde Türkiye, En Fazla Büyüme Potansiyeline Sahip Ülke

Türkiye diye yazılıyor, “Avrupa'nın Çin'i” diye okunuyor. Atatürk'ün ve “Doğu Kapısı”nın ekonomik yükselişinin çekici sektörlerinden birisi olan “denim” adlı yerel altının vatanına İtalyan şirketlerin bakışı böyle. Lüks ticareti yapan işletmelerin uluslararası hâle getirilmesini konu alan üç forumdan ilkinde, küresel şirketler için belirlenen stratejik fırsatlardan birisi buydu. Yükselmekte olan piyasaların şirketleri ile bazı Batılı markaların ticari işlemlerini yürüten Capecchi-Piacentini-Valero adlı hukuk bürosundan Avukat Fiammetta Capecchi tarafından Milano İl İdaresi ile birlikte hazırlanan bir dizi toplantı söz konusu. Lüks ticareti için yeni çıkış noktalarında güvenilir kurumsal ortaklar arayışında olan Camera Nazionale della Moda Italiana (Ulusal İtalyan Modası Odası) da gerçekleştirilen bu ilk toplantıda hazır bulundu.

Avukat Capecchi şunları söyledi: “Şu an itibarıyla Türkiye, özellikle sahip olduğu yüksek düzey üretkenlik, pamuk ve jarse hacmi nedeniyle pek çok İtalyan ve Batılı moda şirketlerinin ayrıcalıklı varış noktası durumunda; ayrıca Batı için olduğu kadar Çin için de önemli bir hammadde deposu olarak görülmeye başlıyor.” Türk ekonomisinin iyileşmesinin itici gücü, ülkeyi yeni küresel mücadelelerin etkisindeki Batı ile “gotha fashion (elit moda)” yatırımlarının zaten bir süredir mıknatısı durumundaki Doğu arasında köprü hâline getiren özelleştirme sürecidir. İstanbul'un bilgece yeniden doğuşunun da bunda etkisi var. 2010'da “Avrupa Kültür Başkenti” seçilen bu etkileyici şehir, onu 60'lı yılların Swinging London'ına benzer kılan gençlerin coşkusu sayesinde de büyülü bir an yaşamakta: Bu durum ona “Doğu'nun Londra'sı” takma adını getirdi.

Türkiye'nin Milano Başkonsolosluğu Ticari Ataşesi Cumhur İşbırakmaz'ın belirttiği gibi, “Dokuma sektörünün tam anlamıyla bir üstünlük unsuru oluşturduğu Türkiye bugün, açık ve istikrarlı bir siyasi sisteme sahip olmakla övünebilir; bu dönüm noktası Türkiye'yi 2040 itibarıyla dünyanın onuncu ekonomisi olmaya götürebilir”.

ABHaber, 10-05-2011 10.03 (TSİ)

Türkiye'nin AB süreci

Türkiye ile Avrupa Birliği'nin (AB) ilişkileri 31 Temmuz 1959'da Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlar.AET Bakanlar Konseyi'nin başvuruyu kabul etmesi sonrasında 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması ile ise Türkiye'nin AB üyelik süreci başlamıştır. 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ortaklık yaratan bir anlaşmadır. 

Bunu 1970 yılında imzalanan Katma Protokol izlemektedir. Türkiye'nin, sonradan Topluluk üyesi olan birçok ülkeden daha önce Topluluk ile ilişkilerini başlatmış olan bu iki önemli belge, o tarihlerden sonra ve 17 Aralık 2004 tarihli Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi sonrasında halen devam etmekte olan süreçte Türkiye-AB ilişkilerinin hukuki dayanaklarındandır. 

Türkiye'nin AB katılım müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’da yapılan Hükümetlerarası Konferans'ta alınan karar uyarınca 20 Ekim 2005 tarihinde başlatılmıştır. Katılım müzakereleri 35 fasıl üzerinden yürütülmektedir. 

Türkiye'nin AB katılım müzakerelerinde şu ana kadar açılan 13 başlıktan sadece 1'i kapatılabildi. Fransa'nın açılmasına izin vermediği 5 fasıl, Ek Protokol engeli nedeniyle açılamayan 8 fasıl ve Kıbrıs Rum yönetiminin engelleyeceğini açıkladığı 6 fasıl göz önüne alındığında, teknik açılış kriterleri yerine getirildiği takdirde açılabilecek 3 fasıl bulunmaktadır. Bunlar "Kamu Alımları-5", "Rekabet Politikası-8" ve "Sosyal Politika ve stihdam-19" fasıllarıdır.

İşte Türkiye-AB ilişkileri kronolojisi:

1959 

31 Temmuz Türkiye, AET'ye ortaklık için başvurdu. 

1963 

12 Eylül Türkiye ile AET arasında bir ortaklık ilişkisi yaratan Ankara Anlaşması imzalandı. 

1964 

1 Aralık Ankara Anlaşması yürürlüğe girdi.

1970 

23 Kasım Gümrük Birliği'ne ilişkin kuralları içeren Katma Protokol imzalandı. 

1971 

1 Eylül Katma Protokol'ün ticari hükümleri "Geçici Anlaşma" ile yürürlüğe konuldu. AET, Türkiye'den ithal ettiği sanayi ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini ve miktar kısıtlamalarını (tekstil ürünleri hariç) kaldırdı. 

1973 

1 Ocak Katma Protokol yürürlüğe girdi. 

Türkiye, Birinci Gümrük İndirimi ve Konsolide Liberasyon Listesi Uyumu’nu (Ortak Gümrük Tarifesi) gerçekleştirdi. 

21 Mayıs Türkiye ile AET arasında, “Birinci Genişleme”ye ilişkin görüşmeler mutabakat ile sonuçlandı. 

30 Haziran İngiltere, İrlanda ve Danimarka’yı kapsayan Birinci Genişleme’ye dair Tamamlayıcı Protokol, Türkiye ile AET arasında imzalandı. 

1974 

1 Ocak Tamamlayıcı Protokol ile ilgili "Geçici Anlaşma" yürürlüğe girdi. 

1976 

1 Ocak Türkiye, İkinci Gümrük İndirimi ve Konsolide Liberasyon Listesi Uyumu'nu gerçekleştirdi. 

1980 

19 Eylül Ortaklığın Geliştirilmesine ilişkin 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı; Ortaklık Konseyi, tarım ürünlerinin tamamına yakın bir kısmında Türkiye'ye uygulanan gümrük vergilerinin 1987 yılına kadar sıfıra indirilmesini kararlaştırdı. 

1982 

22 Ocak Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon'dan talebi üzerine, Türkiye-AET Anlaşması'nın askıya alınmasını kararlaştırdı. 

1986 

16 Eylül Türkiye-AET Ortaklık Konseyi toplandı. Böylece, 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren fiilen dondurulmuş durumda bulunan Türkiye-AET ilişkilerinin yeniden anlandırılması süreci başladı. 

1987 

14 Nisan Türkiye, Avrupa Toplulukları’na, Roma Antlaşması'nın 237'nci, AKÇT Antlaşması'nın 98'inci ve EURATOM Antlaşması'nın 205'inci maddelerine istinaden tam üye olmak üzere ayrı ayrı müracaat etti. 

1989 

18 Aralık Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin tam üyelik başvurusu konusundaki "Görüş"ünde (Avis), Topluluğun, kendi iç pazarını tamamlayabilme sürecinden önce (1992), yeni bir üyeyi kabul edemeyeceği ve Türkiye'nin katılımından önce, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesine ihtiyaç duyulduğu hususlarına yer verdi. 

1990 

6 Haziran Avrupa Komisyonu, Türkiye ile her alanda işbirliğinin başlatılması ve hızlandırılması konusundaki önlemleri içeren bir "İşbirliği Paketi"ni hazırlayarak Avrupa Konseyi'nin oluruna sundu. 

1994 

30 Temmuz Avrupa Komisyonu, Gümrük Birliği'nin, Türkiye-AT arasında 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması'nda belirtildiği şekilde gerçekleşmesini sağlayıcı ilkeleri tespit etti. 

1995 

13 Aralık “Gümrük Birliğinin Son Döneminin Uygulanmaya Konmasına ilişkin 1/95 Sayılı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi Kararı”, Avrupa Parlamentosu tarafından onaylandı. 


1996 

1 Ocak Türkiye, AB ile entegrasyonunda, 22 yıl süren "Geçiş Dönemi"ni 31 Aralık 1995 tarihinde tamamlayarak, 1.1.1996 tarihi itibariyle, tam üyelik sürecinde "Son Dönem"e, sanayi ürünlerinde ve işlenmiş tarım ürünlerinde sağlanan Gümrük Birliği sürecini tamamlayarak girdi. 

1997 

12-13 Aralık Lüksemburg Avrupa Konseyi Zirve Toplantısında, AB’nin Beşinci Genişlemesine dair kararlar alındı, Türkiye’nin ismi aday ülkeler arasında zikredilmedi. 

1998 

3 Mart Türkiye- AB ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik olarak Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan "Türkiye için Avrupa Stratejisi" başlıklı belge açıklandı. 

4 Kasım “1998 yılı İlerleme Raporu”: Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB'ye üyelik için belirlenmiş kriterler ışığı altında kaydedilen Türkiye'nin Katılım Yönünde İlerlemesine İlişkin Komisyon görüşlerini içeren ilk "İlerleme Raporu" yayımlandı. 

1999 

11-12 Aralık Helsinki Avrupa Konseyi Zirve Toplantısı'nda Türkiye'ye adaylık statüsü tanındı. 

13 Ekim “1999 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı. 

2000 

4 Temmuz Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, 4 Temmuz 2000 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 4587 sayılı Kanun'la, Başbakanlığa bağlı olarak kuruldu. 

13 Ekim "2000 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı.

2001 

24 Mart Katılım Ortaklığı Belgesi: Türkiye Cumhuriyeti ile Katılım Ortaklığında Yer Alan İlkeler, Öncelikler, Ara Hedefler ve Koşullara İlişkin 8 Mart 2001 tarihli ve 2001/235/AT sayılı Konsey Kararı {24 Mart 2001 tarih ve L 85 sayılı AB Resmi Gazetesi} 

24 Mart Ulusal Program: "Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal Programı ile Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin 

Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair 19 Mart 2001 tarih ve 2001/2129 sayılı Karar" {24 Mart 2001 tarih ve 24352 Mükerrer sayılı Resmi Gazete} 

13 Kasım "2001 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı. 

2002 

20 Kasım "2002 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı. 

12-13 Aralık Kopenhag Avrupa Konseyi Zirvesi'nde, Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığı kararını alması halinde, müzakerelerin gecikmeden başlatılacağı belirtildi. 

2003 

19 Nisan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde “AB Uyum Komisyonu” kuruldu. 

12 Haziran Katılım Ortaklığı Belgesi: "Türkiye ile Katılım Ortaklığında Yer Alan İlkeler, Öncelikler, Ara Hedefler ve Koşullara İlişkin 19 Mayıs 2003 tarih ve 003/398/EC sayılı Konsey Kararı" {12 Haziran 2003 tarihli ve L 145 sayılı AB Resmi Gazetesi} 

24 Temmuz Ulusal Program: "Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal Programı ile Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair 23 Haziran 2003 tarih ve 2003/5930 sayılı Karar" {24 Temmuz 2003 tarih ve 25178 Mükerrer sayılı Resmi Gazete} 5 Kasım "2003 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı. 

2004 

24 Nisan Kıbrıs'ta referandum yapıldı. Kıbrıs Türk halkının yüzde 64.9'u Annan Planı'nı onaylarken, Kıbrıs Rum Kesimi'nde ise halkın yüzde 75.83'ü Plan’ı reddetti. 

6 Ekim "2004 yılı İlerleme Raporu" ve rapora bağlı Tavsiye Belgesi yayımlandı. Söz konusu belgelerde, Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin siyasi kriterleri gerekli ölçüde karşıladığı belirtilerek, birliğe katılım müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunuldu. 

17 Aralık Brüksel Avrupa Konseyi Zirve Toplantısı'nda, Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterli ölçüde yerine getirdiği belirtildi ve katılım müzakerelerine 3 Ekim 2005 tarihinde başlanması kararlaştırıldı. 

2005 

3 Haziran Devlet Bakanı Ali Babacan, Avrupa Birliği ile yapılacak tam üyelik müzakerelerinde "Başmüzakereci" görevini yürütmekle görevlendirildi. 

29 Haziran “Türkiye için Müzakere Çerçeve Belgesi ve İlgili Diğer Belgeler” yayımlandı. 

30 Temmuz Türkiye, AB ile ilişkilerinin hukuki temelini oluşturan 1963 tarihli Ankara Antlaşması'nı, 1 Mayıs 2004 tarihinde AB üyesi olan 10 ülkeyi (Estonya, 

GKRY, Letonya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya) kapsayacak şekilde genişleten "Ek Protokol"ü imzaladı. 

3 Ekim Lüksemburg'da alınan kararla AB, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlattı. 

20 Ekim Üyelik müzakerelerinin ilk aşamasını oluşturan "Tarama Süreci", bilim ve araştırma alanında düzenlenen "Tanıtıcı Tarama" toplantısı ile başladı ve tüm fasıllardaki tarama toplantıları 13 Ekim 2006 tarihinde tamamlandı. 

9 Kasım "2005 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı. 

2006 

20 Ocak Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni planı BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sundu. Bu planda, Türk limanlarının Rumlara açılması karşılığında, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılması istendi. 

26 Ocak Katılım Ortaklığı Belgesi: "Türkiye ile Katılım Ortaklığı Belgesi'nde Yer Alan İlkeler, Öncelikler ve Koşullara İlişkin 23 Ocak 2006 tarih ve 2006/35/AT sayılı Konsey Kararı" {26 Ocak 2006 tarihli ve L 22 sayılı Avrupa Birliği Resmi Gazetesi} 

12 Haziran Taraması tamamlanan Bilim ve Araştırma faslı, Lüksemburg'da düzenlenen Hükümetlerarası Konferans'ta açıldı. Türkiye'nin gerekli kriterleri yerine getirdiği belirtildi ve bu fasıl aynı toplantıda geçici olarak kapatıldı. 

31 Temmuz Avrupa Komisyonu'nun, 2006 yılına kadar çeşitli mali yardım programları (ISPA, SAPARD, PHARE, CARDS, Türkiye Tüzüğü) kapsamında sağladığı mali yardımlar, 2007-2013 döneminde "Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı" (Instrument for Pre-Accession-IPA) adı verilen yeni ve tek bir çerçeve mekanizma kapsamına almıştır: “Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) 17 Temmuz 2006 tarih ve 1085/2006 sayılı Konsey Tüzüğü” {31 Temmuz 2006 tarihli ve L 210 sayılı Avrupa Birliği Resmi Gazetesi} 

8 Kasım "2006 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı. Avrupa Komisyonu, İmzalanan Ek Protokol'e karşın, limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesiminin kullanımına açılmadığı tespitinde bulundu ve Türkiye'ye 14-15 Aralık'taki liderler zirvesine kadar süre verdi. 

13 Kasım Avrupa Konseyi, İstanbul'un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmasını onayladı. 

11 Aralık AB Genel İşler Konseyi'nde bir araya gelen AB üye ülkelerinin Dışişleri Bakanları, 9 Kasım 2006 tarihli Komisyon Tavsiyesini kabul ederek, Türkiye'nin Ek 

Protokol'e ilişkin taahhütlerini yerine getirdiğini doğrulayana kadar, 8 fasıl başlığının açılmayacağını ve hiçbir faslın geçici olarak kapatılamayacağını kararlaştırdı. 

15 Aralık Brüksel Avrupa Konseyi Zirve Toplantısı'nda, Genel İşler Konseyi'nin önerisi aynen kabul edildi. 

2007 

29 Mart İşletmeler ve Sanayi Politikaları faslında fiili müzakereler açıldı. 

17 Nisan Türkiye'nin AB Müktesebatına Uyum Programı açıklandı. 

26 Haziran İstatistik ve Mali Kontrol fasıllarında fiili müzakereler açıldı. 

6 Kasım "2007 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı. 

19 Aralık Tüketicinin ve Sağlığın Korunması ile Trans-Avrupa fasıllarında fiili müzakereler açıldı. 

2008 

26 Şubat Katılım Ortaklığı Belgesi: "2006/35/EC Sayılı Kararın Feshine ve Türkiye ile Katılım Ortaklığının Kapsadığı İlkeler, Öncelikler ve Koşullara Dair 18 Şubat 

2008 tarih ve 2008/157/EC sayılı Konsey Kararı" {26 Şubat 2008 tarihli ve L 51 sayılı AB Resmi Gazetesi} 

12 Haziran Şirketler Hukuku ve Fikri Mülkiyet Hukuku fasıllarında fiili müzakereler açıldı. 

5 Kasım "2008 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı. 

18 Aralık Sermayenin Serbest Dolaşımı ile Bilgi Toplumu ve Medya fasıllarında fiili müzakereler açıldı. 

31 Aralık Ulusal Program: "Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal Programı ile Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair 10 Kasım 2008 tarih ve 2008/14481 sayılı Karar" {31 Aralık 2008 tarih ve 27097 (5. Mükerrer) sayılı Resmi Gazete}

2009 

10 Ocak Devlet Bakanı Egemen BAĞIŞ, Avrupa Birliği makamları ile yapılacak tam üyelik müzakerelerinde "Başmüzakereci" görevini yürütmekle görevlendirildi. 

30 Haziran Vergilendirme faslında fiili müzakereler açıldı. 

14 Ekim "2009 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı. 

21 Aralık Çevre faslında fiili müzakereler açıldı. 

2010 

30 Haziran Gıda Güvenliği faslında fiili müzakereler açıldı. 

9 Kasım "2010 yılı İlerleme Raporu" yayımlandı.


Hürriyet, 08-05-2011 20.00 (TSİ)