Türkiye'de son günlerde AB üyesi bir ülkenin bakanının Türkiye, AB üyesi olursa birliğin karar alma mekanizmalarında çoğunluğu ele geçirecek diye karşı çıkılıyor açıklaması tartışma konusu oldu.Ancak bu argümanın AB'yi yakından izleyenler için pekde geçerli bir argüman olmadığını söylemek gerekiyor.Türkiye'nin AB üyesi olması durumunda AB'de çoğunluğu ele geçirmesi mümkün değil.İşte ABHaber bu tartışmalar ışığında niçin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkıldığını mercek altına aldı.
Aslında 1959’larda başlayan Türkiye AB süreci bugünlerde can çekişiyor.Komünist bloku ülkelerinin son 7 yılda AB kriterlerini doğru dürüst karşılamadan birbiri ardına üye yapıldığı AB’de Türkiye konusunda niçin ayak sürülüyor. Sorunun net cevabı ise,birkaç AB üyesi emperyal ülke Türkiye’nin AB üyeliğine stratejik gerekçelerle karşı çıkıyor.Türkiye ile mevcut pastayı (hem Avrupa hemde uluslararası alanda) paylaşmak istemiyorlar.
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin aslında dışarda (kamuoyu önünde) diğer AB üyelerinin Türkiye’yi desteklediğine bakmayın bunların hiçbiri Türkiye’nin AB üyesi olmasını istemiyorlar sözünün altının iyice çizilmesi gerekiyor.Maalesef Sarkozy doğru söylüyor.Kamuoyu önünde Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen ülkelerin çoğu aslında desteklemiyor.
Bugüne kadar insanlığın bulduğu en iyi müktesebat olan AB müktesebatına uyum sağlayan tüm ülkeler zenginleşti.Refah düzeyi yükseldi.Ne kadar ileri demokrasiye sahipseniz ekonominiz o kadar ilerliyor ve büyüyor.Bunları uzun uzadıya tartışmaya hiç gerek yok.Örnekleri karşısınızda. İşte AB üyesi ülkeler.AB üyeliğiyle daha şeffaf bir yönetim biçimine,siyasi ve ekonomik bir yapıya kavuşuyorsunuz.
AB’nin emperyal ülkeleri Türkiye’nin AB üyeliği yerine, darbeler,(askeri vesayet altında),veya ılımlı veya tam dini model,buda olmazsa diktatörler tarafından yönetilmesini arzu ediyor.Bu sistemlerle yönetildiğiniz zaman sonunuz da belli.Çıkış yoluda yok.Sonunuz açıkcası hüsran.Sonuçta bu sistemlerle yönetilen ülkelerin sonu her zaman hüsran oldu.Canlı örnekleri o kadar çok ki saysanız bitmez.Hıristiyan,Ortodoks,Hindu ve Yahudi dinleri demokrasiyle birarada yaşayabilir.Ama Müslümanlar yaşayamaz söylemleri gibi.
Türkiye’de niçin yıllardır havanda su dövülüyor.Birileri askeri ihtilalleri veya askerlerin hakim olduğu yönetim biçimlerini,diğerleri ılımlı veya tam dini modelleri savunuyor.Sevgili ABHaber okurları bunların hepsi boş şeyler.Canli örnekleri karşısınızda (Ortadoğu,Orta Asya,Magrep ülkeleri vs...).Bakın bu modellerin hepsi denenmiş Hiç birinde başarılı olunamamış.Ülkeler tarımar olmuş.Sorun bakalım bugün hangi dünya ülkesi askeri yönetimlerle istenilen bir yere gelmiş.Cevap hayır.Peki bugün dünyada hangi bir ülke ılımlı veya tam dini devlet modeliyle bir yere gelmiş.Cevap hayır.Yok böyle bir şey.Bu modellerin hepsi denendi ama başarılı olunamadı.Olmuyor.Olmuyor. Olmuyor.Bu başarısız olan örnekleri (ülkeleri) Türkiye’nin etrafında,Asya’da Latin Amerika’da daha net görebilirsiniz.Peki yaşayabilir ve başarılı olmuş şu anda dünyada yaşayabilir model hangileri diye sorarsanız. Sadece Avrupa ülkeleri ve ABD sayılabilir.Başka örnek alıp başarılı olabileceğiniz bir model yok.O zaman hala Türkiye’de niçin başarılı olmamış modeller üzerinde boşuna yıllardır tartışma yapılıyor ?
AB'nin emperyal ülkeleri Türkiye'ye onlarca yıl AB kriterlerine uyum sağlayamama eleştirisinde bulunurken diğer taraftan Türkiye-AB müzakere sürecini kesmeye çalışmaları ise oynanmaya çalışılan oyunu tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkarıyor.
AB’nin emperyal ülkeleri Türkiye’nin kendi sistemlerine adapte olduğu zaman küresel güç olacağını Türklerden daha iyi biliyor.İşte bunun için methodik bir şekilde Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktılar ve engellediler.Karşı çıkmanın bir başka noktası ise AB fonlarından (daha önce) Türkiye’ye para aktarılarak Türkiye’nin gelişmesini istemediler.Maalesef bunların hepsi real politik ve net bir şekilde ortaya çıkmış konulardan bahsediyoruz.
Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkılan önemli bir argüman ise din ve kültür uyuşmazlığı söylemleri.Yine bazı AB üyesi emperyal ülkeler Avrupa halkını Hristiyanlık değerleri etrafında toplayarak emellerine daha rahat ulaşabileceklerini düşünüyor.Ancak bu görüşü savunan tek bir emperyal AB ülkesi bulunuyor. Peki Türkiye’den ne isteniyor.
AB’nin emperyal ülkeleri kendileri gibi siyasi ve ekonomik sistemi benimsemiş Türkiye’nin kendi iç sorunlarından kurtularak, Ortaoğu Afrika,Asya vs... ilgilenerek kendi pastalarından pay almasını istemezler. Bu açıdan bu ülkelerin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmalarının temel nedenlerinden biri budur.Gerisi ise bunlara maske oluşturmak için ortaya konan argümanlardır.O zaman bu argümaları sıralayalım:
-Türkiye AB üyesi olursa AB’de çoğunluğu sağlayacakmış.Yok böyle bir şey Türkiye’nin tek başına AB’de çoğunluğu sağlaması söz konusu bile olamaz Avrupa Parlamentosu toplam kaç kişiden oluşuyor 736, işte bu 736 milletvekili ülkelerin nüfuslarına göre belirleniyor. Yani herkes nüfusları oranında temsil ediliyor. Bu arada en fazla nüfusu olan ülkenin milletvekili sayısı ki Almanya 82 milyon,99. Yani en fazla üye onun.Türkiye üye olsa ve nüfusu Almanya'yı geçse bile alabileceği en fazla milletvekiliği sayısı 99, peki 736 kişide 99 kişi çok mu? O zaman çoğunluk mu olmuş oluyoruz? AB Konseyi'nde de durum aynı.
-AB’nin sınırları Boğazlarda bitiyor.Türkiye’nin çok ufak bir bölümü Avrupa’da deniliyor.Peki AB üyesi Kıbrıs ve Malta’ya ne demeli.Kıbrıs’ın Lübnan,Suriye,Mısır ve İsral ile sınırı bulunuyor.Malta’nın ise Kuzey Afrika ile sınırı bulunuyor.Türkiye üye olursa AB’nin sınırı Ortadoğu’ya dayanacak diyorlar.Ama AB’nin sınırı 2004’den beri Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya dayanmış durumda.
-Türkiye üye olursa Fas’da üye olacakmış.Türkiye’nin AB ile imzaladığı ilk anlaşma Ankara tarih 1963.O zaman AB üyelerinin yüzde 80 üye bile değildi.
-Türkiye fakir.OECD rakamları ise bu konuda herkese cevap veriyor.Türkiye Avrupa kıtasının 6.ekonomisi.
-Nüfusunun çokluğu.Son Eurobarometre’nin raporunda görüleceği üzere Türkler artık Avrupa ülkelerinde çalışmak istemiyor.Bu konuyla ilgili AB çıkış yolu bulabilirdi Türkiye’de bunu destekleyebilirdi.Yani tam üyelikden sonra 10 veya 15 yıl geçiş süresini Türkiye AB üyeliği karşılığında kabul edebilirdi.
AB ülkeleri nasıl bir Türkiye arzu ediyor
AB’nin emperyal ülkeleri hiç bir zaman Türkiye’nin Müslüman dünyasıyla Batı arasında köprü rolünü oynamasını istemez.Müslüman dünyasıyla Avrupa (Batı)arasında tampon rolünü oynamasını ister.Ortadoğu veya başka bir kıtada Türkiye’nin arabuluculuğa soyunmasını hoş karşılanmaz.Ermeni soykırımının kabul edilmesi veya Ermeni Türk yakınlaşması işlerine gelmez.Kıbrıs adasının verilmesi, Akdeniz ve Ege’nin Yunan denizi olmasını Ankara’nın kabul etmesi istenir.Son yıllarda Türkiye’nin ekseni kaydı veya Türk dış politikası iflas etti gibi söylemler.Yine bu emperyal güçler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda gündeme getiriliyor.
Sevgili ABHaber okurları gerçekler bunlar.Ama AB’de Türkiye’nin AB üyeliğine karşı politikanın (AB'yi yöneten birkaç ülke) temelinde bunlar vardır.Geriside teferuattır.Hiç bir ülkenin dostu veya düşmanı yoktur.Bunu herkesin iyice anlaması gerekiyor.Ülkelerin çıkarları vardır.Yani kimse Türkiye’nin çıkarını düşünmez.Buda gayet normaldir.Bugüne kadar AB cephesinde (AB’ni emperyal ülkelerinin oynadığı oyun) yazılan senaryolar maalesef (1970’li yılların ortası itibarıyle) görev yapan hükümetler,sivil ve askeri bürokratlar tarafından iyice anlaşılmadı ve oynanan oyun bozulamadı.Tam tersine AB'nin emperyal ülkelerinin yazdığı senaryonun bir parçası olundu.Maskeler tam olarak düşürülemedi.Son Schengen ve euro krizinde bazı AB üyelerinin emperyal yüzleri daha açık bir şekilde ortaya çıktı.Böylece bu ülkelerin AB’yi kendi emperyal çıkarları için bir basamak olarak kullandığı da daha net görülmeye başlandı.
Türkiye niçin AB’ye üye yapılmak istensin.İşte Yunanlılar 20 yıl Ankara'nın AB üyeliği sürecini vetoladı.Şimdide Rumlar ve Avusturyalılar kullanılarak Türkiye’nin müzakere süreci kesilmeye çalışılıyor.Yarın bir başka küçük ülke de Türkiye’nin önüne çıkarıverilir.
Sevgili ABHaber okurları Türkiye’nin AB üyeliği ulsulararası anlaşmalardan kazanılmış bir haktır.Birkaç emperyal AB üyesinin lütfuna kalmış bir şey değildir.O açıdan Türkiye’nin ısrarla hakkını araması ve alması gerekiyor.
Mısır, Tunus, Suriye, Libya, Irak’daki yönetimler AB’nin emperyal güçleri tarafından Türkiye’de özlenen yönetim biçimleridir.Bu yönetimler sayesinde böylece zamanı geldiğinde bu ülkelerde müdahaleyi haklı kılabilecek ortam oluşturulmaya çalışılıyor.Şimdi AB’deki bazı emperyal ülkelerin oynadığı tüm oyunlar net bir şekilde görülüyor ve anlaşılıyor.Görüleceği üzere Türkiye'de insanlar sabah akşam tv ve gazeteler aracılığıyla başarısız olmuş ve emperyal güçlerin sömürgesi olmuş ülke modellerini boşuna savunmaya kalkmasın.Bizden söylemesi.Türkiye’deki artık herkesin demokrasiyi,serbest pazar ekonomisini,hukuk devletini,din,vicdan,düşünce ve ifade özgürlüğüyle din ve devlet işlerinin biribirinden ayrılmasının ne kadar önemli olduğunu artık iyice görmesi gerekiyor.
ABHaber, 24-05-2011 14.00 (TSİ)
Keine Kommentare:
Kommentar veröffentlichen