Dieses Blog durchsuchen

Donnerstag, 26. Mai 2011

Schengen rezaletini yazdı mağduru oldu

Schengen vizesindeki zorluklar ve haksızlıklarla ilgili defalarca haber yapan Sabah Gazetesi Ekonomi Muhabiri Metin Can'ın bu kez kendisi mağdur oldu. Can, Fransa Konsolosluğu'ndan 3 kez geri çevrildi. Son gerekçe ise "Pasaportunda boş sayfa az" oldu. Vize çıkmadığı gibi yapılan masraflar da yandı.

Sabah'ta yer alan habere göre, Belçika'nın başkenti Brüksel'de bir Türk şirketinin davetine katılmak için Fransa Konsolosluğu'na vize başvurusu yapan Can, çeşitli bahanelerle geri çevrildi. Can'a önce 'Fotoğrafınız istenen ölçüde değil' sonra 'Vize başvuru formunu şirketin imza sirkülerindeki kişiler onaylasın' denildi. Fotoğraflarını konsolosluğun istediği ölçüde çektiren ve onay imzasını değiştiren Can, istenen 17 belgeyi de eksiksiz tamamladı. Ancak konsolosluk yine vizeyi vermedi. Bu seferki gerekçeleri ise 'Pasaportta boş vize sayfası az' oldu. Oysa Can'ın pasaportunda gerekli sayıda, boş vize sayfası bulunuyordu. Ayrıca konsolosluğun resmi başvuru listesinde bir adet boş vize sayfasının yeterli olduğu açıkça ifade ediliyor.

VİZE MASRAFLARI YANDI

Avrupa kapılarını Can'a kapatan Fransa Konsolosluğu yeni bir başvuru için pasaportun yenilenmesi şartını koşarken, 10 gün sonraya randevu verdi. Bu seyahat için Metin Can, 3 gün uğraştı. Banka hesap cüzdanından, maaş bordrosuna kadar 17 ayrı belge hazırladı, 2 kez de fotoğraf çektirdi. Öte yandan, organizasyonu yapan şirket de 300 TL'den fazla zarara uğradı. Ayrıca Brüksel'deki uçak ve otel rezervasyonlarına ödenen paralarda yanmış oldu. Can'ın katılacağı Brüksel'deki organizasyon bugün gerçekleşiyor.

EVRAKLAR KAYBOLDU

VİZE skandalı bununla da bitmedi. Can'a ait pasaportun içindeki Afrika ülkelerine giriş çıkış için gerekli olan aşı karnesi ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden alınan parmak izi belgesi de konsoloslukta kayboldu. Öte yandan son yıllarda Avrupa ortak vizesi Schengen'de ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Vize sürecinin her adımını paraya döken AB ülkeleri bu da yetmezmiş gibi geçerlilik süresini de 3 güne kadar indirdi. Vize maliyeti 400 TL'ye çıktı. Bu artışta sadece vizeye gelen zam değil, fotoğrafından, randevu ücretine, soru sorma parasından form bedeline kadar daha önce olmayan kalemlerin de eklenmesi etkili oldu.

Schengen artık herkesin sorunu'

Avrupa ile vizelerin kaldırılması konusunda birçok çalışma yürüten İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu, Türk vatandaşlarına Avrupa tarafından uygulanan vizenin hukuksuz olduğunu söyledi. "Türkiye'de vize herkesin sorunu haline geldi" diyen Kabaalioğlu, "Avrupa'daki her bir ülkenin mahkemeleri bu uygulamarı hukuksuz bulduğunu ilan etti. Avrupa ülkeleri de aslında Türkiye'ye karşı bir haksızlık yapıldığının farkında. Bunun için de özel çalışmalar yapıyorlar. Çünkü Türkiye ile vizenin kaldırılması AB içinde güveni artırır. Öfke ve isyan yaratan bu sorun nedeniyle şuanda hiç bir alanda işbirliği yapılmıyor" dedi.

Mittwoch, 25. Mai 2011

ABHaber Analiz-Türkiye’nin AB üyeliğine niçin karşı çıkılıyor ?

Türkiye'de son günlerde AB üyesi bir ülkenin bakanının Türkiye, AB üyesi olursa birliğin karar alma mekanizmalarında çoğunluğu ele geçirecek diye karşı çıkılıyor açıklaması tartışma konusu oldu.Ancak bu argümanın AB'yi yakından izleyenler için pekde geçerli bir argüman olmadığını söylemek gerekiyor.Türkiye'nin AB üyesi olması durumunda AB'de çoğunluğu ele geçirmesi mümkün değil.İşte ABHaber bu tartışmalar ışığında niçin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkıldığını mercek altına aldı.

Aslında 1959’larda başlayan Türkiye AB süreci bugünlerde can çekişiyor.Komünist bloku ülkelerinin son 7 yılda AB kriterlerini doğru dürüst karşılamadan birbiri ardına üye yapıldığı AB’de Türkiye konusunda niçin ayak sürülüyor. Sorunun net cevabı ise,birkaç AB üyesi emperyal ülke Türkiye’nin AB üyeliğine stratejik gerekçelerle karşı çıkıyor.Türkiye ile mevcut pastayı (hem Avrupa hemde uluslararası alanda) paylaşmak istemiyorlar.

Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin aslında dışarda (kamuoyu önünde) diğer AB üyelerinin Türkiye’yi desteklediğine bakmayın bunların hiçbiri Türkiye’nin AB üyesi olmasını istemiyorlar sözünün altının iyice çizilmesi gerekiyor.Maalesef Sarkozy doğru söylüyor.Kamuoyu önünde Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen ülkelerin çoğu aslında desteklemiyor.

Bugüne kadar insanlığın bulduğu en iyi müktesebat olan AB müktesebatına uyum sağlayan tüm ülkeler zenginleşti.Refah düzeyi yükseldi.Ne kadar ileri demokrasiye sahipseniz ekonominiz o kadar ilerliyor ve büyüyor.Bunları uzun uzadıya tartışmaya hiç gerek yok.Örnekleri karşısınızda. İşte AB üyesi ülkeler.AB üyeliğiyle daha şeffaf bir yönetim biçimine,siyasi ve ekonomik bir yapıya kavuşuyorsunuz.

AB’nin emperyal ülkeleri Türkiye’nin AB üyeliği yerine, darbeler,(askeri vesayet altında),veya ılımlı veya tam dini model,buda olmazsa diktatörler tarafından yönetilmesini arzu ediyor.Bu sistemlerle yönetildiğiniz zaman sonunuz da belli.Çıkış yoluda yok.Sonunuz açıkcası hüsran.Sonuçta bu sistemlerle yönetilen ülkelerin sonu her zaman hüsran oldu.Canlı örnekleri o kadar çok ki saysanız bitmez.Hıristiyan,Ortodoks,Hindu ve Yahudi dinleri demokrasiyle birarada yaşayabilir.Ama Müslümanlar yaşayamaz söylemleri gibi.

Türkiye’de niçin yıllardır havanda su dövülüyor.Birileri askeri ihtilalleri veya askerlerin hakim olduğu yönetim biçimlerini,diğerleri ılımlı veya tam dini modelleri savunuyor.Sevgili ABHaber okurları bunların hepsi boş şeyler.Canli örnekleri karşısınızda (Ortadoğu,Orta Asya,Magrep ülkeleri vs...).Bakın bu modellerin hepsi denenmiş Hiç birinde başarılı olunamamış.Ülkeler tarımar olmuş.Sorun bakalım bugün hangi dünya ülkesi askeri yönetimlerle istenilen bir yere gelmiş.Cevap hayır.Peki bugün dünyada hangi bir ülke ılımlı veya tam dini devlet modeliyle bir yere gelmiş.Cevap hayır.Yok böyle bir şey.Bu modellerin hepsi denendi ama başarılı olunamadı.Olmuyor.Olmuyor. Olmuyor.Bu başarısız olan örnekleri (ülkeleri) Türkiye’nin etrafında,Asya’da Latin Amerika’da daha net görebilirsiniz.Peki yaşayabilir ve başarılı olmuş şu anda dünyada yaşayabilir model hangileri diye sorarsanız. Sadece Avrupa ülkeleri ve ABD sayılabilir.Başka örnek alıp başarılı olabileceğiniz bir model yok.O zaman hala Türkiye’de niçin başarılı olmamış modeller üzerinde boşuna yıllardır tartışma yapılıyor ?

AB'nin emperyal ülkeleri Türkiye'ye onlarca yıl AB kriterlerine uyum sağlayamama eleştirisinde bulunurken diğer taraftan Türkiye-AB müzakere sürecini kesmeye çalışmaları ise oynanmaya çalışılan oyunu tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkarıyor.

AB’nin emperyal ülkeleri Türkiye’nin kendi sistemlerine adapte olduğu zaman küresel güç olacağını Türklerden daha iyi biliyor.İşte bunun için methodik bir şekilde Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktılar ve engellediler.Karşı çıkmanın bir başka noktası ise AB fonlarından (daha önce) Türkiye’ye para aktarılarak Türkiye’nin gelişmesini istemediler.Maalesef bunların hepsi real politik ve net bir şekilde ortaya çıkmış konulardan bahsediyoruz.

Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkılan önemli bir argüman ise din ve kültür uyuşmazlığı söylemleri.Yine bazı AB üyesi emperyal ülkeler Avrupa halkını Hristiyanlık değerleri etrafında toplayarak emellerine daha rahat ulaşabileceklerini düşünüyor.Ancak bu görüşü savunan tek bir emperyal AB ülkesi bulunuyor. Peki Türkiye’den ne isteniyor.

AB’nin emperyal ülkeleri kendileri gibi siyasi ve ekonomik sistemi benimsemiş Türkiye’nin kendi iç sorunlarından kurtularak, Ortaoğu Afrika,Asya vs... ilgilenerek kendi pastalarından pay almasını istemezler. Bu açıdan bu ülkelerin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmalarının temel nedenlerinden biri budur.Gerisi ise bunlara maske oluşturmak için ortaya konan argümanlardır.O zaman bu argümaları sıralayalım:

-Türkiye AB üyesi olursa AB’de çoğunluğu sağlayacakmış.Yok böyle bir şey Türkiye’nin tek başına AB’de çoğunluğu sağlaması söz konusu bile olamaz Avrupa Parlamentosu toplam kaç kişiden oluşuyor 736, işte bu 736 milletvekili ülkelerin nüfuslarına göre belirleniyor. Yani herkes nüfusları oranında temsil ediliyor. Bu arada en fazla nüfusu olan ülkenin milletvekili sayısı ki Almanya 82 milyon,99. Yani en fazla üye onun.Türkiye üye olsa ve nüfusu Almanya'yı geçse bile alabileceği en fazla milletvekiliği sayısı 99, peki 736 kişide 99 kişi çok mu? O zaman çoğunluk mu olmuş oluyoruz? AB Konseyi'nde de durum aynı.

-AB’nin sınırları Boğazlarda bitiyor.Türkiye’nin çok ufak bir bölümü Avrupa’da deniliyor.Peki AB üyesi Kıbrıs ve Malta’ya ne demeli.Kıbrıs’ın Lübnan,Suriye,Mısır ve İsral ile sınırı bulunuyor.Malta’nın ise Kuzey Afrika ile sınırı bulunuyor.Türkiye üye olursa AB’nin sınırı Ortadoğu’ya dayanacak diyorlar.Ama AB’nin sınırı 2004’den beri Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya dayanmış durumda.

-Türkiye üye olursa Fas’da üye olacakmış.Türkiye’nin AB ile imzaladığı ilk anlaşma Ankara tarih 1963.O zaman AB üyelerinin yüzde 80 üye bile değildi.

-Türkiye fakir.OECD rakamları ise bu konuda herkese cevap veriyor.Türkiye Avrupa kıtasının 6.ekonomisi.

-Nüfusunun çokluğu.Son Eurobarometre’nin raporunda görüleceği üzere Türkler artık Avrupa ülkelerinde çalışmak istemiyor.Bu konuyla ilgili AB çıkış yolu bulabilirdi Türkiye’de bunu destekleyebilirdi.Yani tam üyelikden sonra 10 veya 15 yıl geçiş süresini Türkiye AB üyeliği karşılığında kabul edebilirdi.

AB ülkeleri nasıl bir Türkiye arzu ediyor

AB’nin emperyal ülkeleri hiç bir zaman Türkiye’nin Müslüman dünyasıyla Batı arasında köprü rolünü oynamasını istemez.Müslüman dünyasıyla Avrupa (Batı)arasında tampon rolünü oynamasını ister.Ortadoğu veya başka bir kıtada Türkiye’nin arabuluculuğa soyunmasını hoş karşılanmaz.Ermeni soykırımının kabul edilmesi veya Ermeni Türk yakınlaşması işlerine gelmez.Kıbrıs adasının verilmesi, Akdeniz ve Ege’nin Yunan denizi olmasını Ankara’nın kabul etmesi istenir.Son yıllarda Türkiye’nin ekseni kaydı veya Türk dış politikası iflas etti gibi söylemler.Yine bu emperyal güçler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda gündeme getiriliyor.

Sevgili ABHaber okurları gerçekler bunlar.Ama AB’de Türkiye’nin AB üyeliğine karşı politikanın (AB'yi yöneten birkaç ülke) temelinde bunlar vardır.Geriside teferuattır.Hiç bir ülkenin dostu veya düşmanı yoktur.Bunu herkesin iyice anlaması gerekiyor.Ülkelerin çıkarları vardır.Yani kimse Türkiye’nin çıkarını düşünmez.Buda gayet normaldir.Bugüne kadar AB cephesinde (AB’ni emperyal ülkelerinin oynadığı oyun) yazılan senaryolar maalesef (1970’li yılların ortası itibarıyle) görev yapan hükümetler,sivil ve askeri bürokratlar tarafından iyice anlaşılmadı ve oynanan oyun bozulamadı.Tam tersine AB'nin emperyal ülkelerinin yazdığı senaryonun bir parçası olundu.Maskeler tam olarak düşürülemedi.Son Schengen ve euro krizinde bazı AB üyelerinin emperyal yüzleri daha açık bir şekilde ortaya çıktı.Böylece bu ülkelerin AB’yi kendi emperyal çıkarları için bir basamak olarak kullandığı da daha net görülmeye başlandı.

Türkiye niçin AB’ye üye yapılmak istensin.İşte Yunanlılar 20 yıl Ankara'nın AB üyeliği sürecini vetoladı.Şimdide Rumlar ve Avusturyalılar kullanılarak Türkiye’nin müzakere süreci kesilmeye çalışılıyor.Yarın bir başka küçük ülke de Türkiye’nin önüne çıkarıverilir.

Sevgili ABHaber okurları Türkiye’nin AB üyeliği ulsulararası anlaşmalardan kazanılmış bir haktır.Birkaç emperyal AB üyesinin lütfuna kalmış bir şey değildir.O açıdan Türkiye’nin ısrarla hakkını araması ve alması gerekiyor.

Mısır, Tunus, Suriye, Libya, Irak’daki yönetimler AB’nin emperyal güçleri tarafından Türkiye’de özlenen yönetim biçimleridir.Bu yönetimler sayesinde böylece zamanı geldiğinde bu ülkelerde müdahaleyi haklı kılabilecek ortam oluşturulmaya çalışılıyor.Şimdi AB’deki bazı emperyal ülkelerin oynadığı tüm oyunlar net bir şekilde görülüyor ve anlaşılıyor.Görüleceği üzere Türkiye'de insanlar sabah akşam tv ve gazeteler aracılığıyla başarısız olmuş ve emperyal güçlerin sömürgesi olmuş ülke modellerini boşuna savunmaya kalkmasın.Bizden söylemesi.Türkiye’deki artık herkesin demokrasiyi,serbest pazar ekonomisini,hukuk devletini,din,vicdan,düşünce ve ifade özgürlüğüyle din ve devlet işlerinin biribirinden ayrılmasının ne kadar önemli olduğunu artık iyice görmesi gerekiyor.

ABHaber, 24-05-2011 14.00 (TSİ)

Luxemburger Wort:Kıbrıs'ta bölünmüşlük sürüyor

Lüksemburg gazetesi Luxemburger Wort,Güney Kıbrıs'ta yapılan seçimler ile ilgili ''Güney'de seçimler yapıldı ama Kıbrısta bölünmüşlük sürüyor'' değerlendirmesinde bulundu.Haber şöyle:

Bölünmüş bir ada cumhuriyeti durumundaki Kıbrıs’ın güney kesimi, komünist Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’a anlamlı bir uyarı ateşi yaptı: Pazar günü yapılan Meclis seçimlerinden, muhalefetteki Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) açık ara galip çıktı. Muhafazakâr DİSİ oylarını bir önceki seçimlerin yapıldığı 2006 yılına göre yüzde 4’lük bir artışla yüzde 34,3’e çıkardı. 2008’de Hristofyas’a Cumhurbaşkanlığı yolunu açan –o dönem kendisinin başında bulunduğu- Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL) ise ufak bir artışla, oylarını yüzde 31,3’ten yüzde 32,7’ye yükseltebildi. AKEL’in koalisyon ortağı olan Demokratik Parti (DİKO) ise bu seçimlerde yüzde 2’lik bir kayıpla yüzde 15,8 oy alabildi.

Muhafazakârların seçim galibiyetinin Hristofyas’a doğrudan bir etkisi bulunmuyor. Kıbrıs’taki başkanlık sistemi Cumhurbaşkanına Meclis çoğunluğundan bağımsız olarak yönetim yetkisi veriyor.

Yine de seçim sonuçları, 2013’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir gösterge niteliğinde. Hristofyas bu arada, Ada'nın yeniden birleşmesi adına 2008’den bu yana Kıbrıs’taki Türklerin lideriyle müzakereler yürütüyor. Kıbrıs, Türk birliklerinin 1974 yazında Akdeniz adasının kuzeyine çıkarma yapmalarından bu yana ikiye bölünmüş durumda. Türkiye o dönem gerçekleştirdiği işgalle, Atina'daki askerî cuntanın Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama planını engellemeyi ve Ada'nın yaklaşık beşte birlik nüfusunu oluşturan Türk halkını olası bir tehcirden korumayı hedefledi. İşgal, AB açısından da oldukça karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. AB buna karşın –uluslararası hukuka göre Türkiye tarafından işgal edilmiş olan kuzey kesimini de kapsayan- Kıbrıs Cumhuriyeti’ni 2004’te tam üyeliğe kabul etti. AB fiili anlamda Kıbrıs’a kadar uzanıyor fakat bu uzantının aslında, Ada'yı 37 yıldır batıdan doğuya ikiye bölen sınır hattında bittiğini söylemek daha doğru olur. Güneydeki Rum kesimi ile Türklerin kontrolündeki kuzey bölgesi arasında yer alan tampon bölgede Birleşmiş Milletlere mensup Barış Gücü askerleri görev yapıyor. Ada'nın bölünmüşlüğü Türkiye’nin AB üyeliğinin önündeki en büyük engellerden biri. Ankara bu durum nedeniyle, Kıbrıs sorunu konusundaki olası bir çözümle oldukça yakından ilgileniyor. Müzakereler iki toplumlu, iki kesimli bir konfederasyon üzerine yürütülüyor.

Hristofyas ile Türk toplumunun lideri Derviş Eroğlu arasında -Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında- yürütülen müzakerelerde yaklaşık yüzüncü buluşmaya doğru gidilirken iki liderin henüz somut bir sonuca ulaşabildiği söylenemez.

Yapılan son seçimlerden sonra Lefkoşa’daki küçük ada meclisinin 80 sandalyesinin 24’ü yine boş kalacak. Bu 24 sandalye –elbette ki seçimlere katılmayan- Kıbrıslı Türklere ayrılmış durumda.

Hâlihazırda 20 temsilcisi olan muhafazakâr muhalefet lideri Nikos Anastasiadis yeniden birleşme çabalarını destekliyor. Hatta partisi DİSİ, 2004 yılında dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan ve yapılan referandumda Kıbrıslı Rumlar tarafından büyük bir çoğunlukla reddedilen birleşme planını dahi destekliyordu. Anastasiadis seçim akşamı yaptığı açıklamada da, “Doğru olan bütün girişimleri desteklemeye hazırız.” dedi.

ABHaber, 25-05-2011 11.31 (TSİ)

Emekli ABD Büyükelçisi Armitage: "AB, Türkiye için çekici bir model değil"

Emekli büyükelçi Armitage’ye göre Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği Merkel ve Sarkozy olduğu sürece imkânsız. Ayrıca ekonomik olarak büyüyen Türkiye için AB’ye katılım şu anda çok çekici bir model de değil...

Mehveş Evin

Washington yaza geçmeye hazır... Gökyüzü sık sık bulutlansa, yağmur aniden boşalıverse de hava eskilerin tabiriyle limonata gibi.
Emekli büyükelçi Richard Armitage ile Arlington’daki klimalı ofisinde buluşuyoruz. Armitage International’ı 2005’te; Bush hükümetinin Dışişleri Bakan Yardımcısı görevini bıraktıktan sonra kurmuş. Uluslararası deneyimini, iş ilişkilerini geliştirmek, stratejik danışmanlık vermek için kullanıyor. 2006’dan beri Conoco Phillips petrol şirketinin yönetim kurulunda. İki yıldır da Amerikan Türk Konseyi’nin (ATC) yönetim kurulu başkanı.

Büyükelçi Armitage -hâlâ bu şekilde hitap ediliyor- işi gereği kâh Avustralya’da, kâh Singapur’da... Kendisine “Neden bu kadar seyahat ediyorsun?” diye soranlara kocaman, çatırtılı bir kahkahayla “Çünkü paranın olduğu yer orası” diye cevap veriyor.

CIA için adı geçti

Armitage, Türkiye’de geniş kitlelerce pek tanınmayabilir... Ancak kendisi için “derin Amerika” desek yanlış olmaz. Halen Amerikan yönetiminin kilit isimleriyle temasta. Türkiye’ye yaptığı ziyarette ise bakanlarla, askerle ve işadamlarıyla bire bir görüşüyor. İsmini “google”ladığınızda karşınıza ilginç bir hayat hikâyesi çıkıyor...

Vietnam Savaşı’nda başlayan parlak askeri görevini 70’lerde Savunma Bakanlığı’na atanarak sürdüren, 80’lerde Reagan’ın dış politika danışmanlığını yapan Armitage, dünya çapında sayısız askeri ve siyasi ilişki yürüttü. Bush’un “şahin”lerinden değil, Colin Powell’ın takımındandı.

Bir ara medyada CIA’in başına geçeceği söylentisi çıktı. Ancak, Armitage 2007’de devlet hizmetini tamamen bıraktı.
Armitage hakkında son derecede enteresan bir başka bilgi de, 2003’te patlayan Plame skandalındaki rolü. Valerie Plame adlı CIA görevlisinin ismini bir gazeteciye sızdıran kişi olduğu yıllar sonra kamuya açıkladı.

Slogan iyi, gerçeklik başka

Armitage, uzun boylu, kalıplı biri. Pek çok soruya politik, genel çizgiler içinde cevap veriyor. Türkiye’deki kimi gelişmelere hâkim, ancak konsantrasyonu daha ziyade askeri ve ekonomik meselelere yoğunlaşıyor. Görüşmemizden başlıklar:

“TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ DÜZELİYOR: Bana göre iki nedeni var: 1) Askeri anlamda, halen fırkateynlerin transferi sürecindeyiz. (ABD’nin hibe edeceği fakat Türkiye’nin yanaşmadığı iki fırkateyni kastediyor). Üç Cobra helikopterinin alımı tamamlanıyor. Ayrıca PKK’ya karşı desteğimiz sürüyor. 2) “Arap Baharı” dalga dalga yayılıyor. Komşularla sıfır problem iyi bir slogan ama gerçekte meseleler çok daha zorlu. Başbakan Erdoğan’ın Esad’ın reformlarını hızlandırmasını söylemesi Türkiye açısından çok anlaşılır. İran sorununu aştık. Merkezde olan, İsrail’le ilişkiler.

İSRAİL ÖZÜR DİLEMEZ: Filistin’e giden ilk gemide iki tarafta da çok sayıda iletişim sorunu yaşandı. Şu sıralar Ortadoğu’da çok fazla belirsizlik var. İkinci yardım gemisinin ne olacağını seçimden sonra görebiliriz. Ama İsrail özür diler mi derseniz, hayır dilemez.

AKP’YE EKONOMİDE HAKKINI VERMELİ: AK Parti iyi durumda görünüyor. İstanbul’daki dostlarımız, “AKP’yi sevmiyoruz ama yüzde 8 büyüme hızı istikrar getirdi” diyor. CHP lideri de popüler oldu. Geçen yaz yaptığımız ziyarette görüşme şerefine eriştik. Ama tam olarak bir tema yakalayabilmiş gibi durmuyor.

PKK ÇEKİÇ GİBİ: Genel olarak terör azaldı. PKK siyasi bir enstrüman mı olacak, askeri mi? Görünen o ki PKK, hükümeti zorlamak isteyen bir çekiç gibi. Hükümetin yerinde olsam büyük rahatsızlık duyardım.

ASKERİN ROLÜ EVRİLDİ: Askerin rolünün değişmesi, toplumun evrimiyle ilgili. Asker, tarihsel süreçte Türkiye’nin bel kemiği oldu. Hakkını vermeli. Şimdi askerin rolü de değişiyor.

AB ÜYELİĞİ ÇEKİCİ DEĞİL: Türkiye’nin gidişatı, basın özgürlüğü, kadınların konumu, yasal süreçte daha fazla şeffaflık gibi sorunlar olmasına rağmen, iyi yönde. AB üyeliğine kabulünüzü yıllardır destekliyoruz. Ancak Sarkozy ve Merkel varken bu pek mümkün görünmüyor. Bay Erdoğan da bunu anladı. Fikren vazgeçmediler ancak beklemeyecekler. Hem Türkiye, ekonomik anlamda dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden. AB’ye katılım şu anda çok çekici bir model değil.

KÜRT POLİTİKASI BAŞARILI

Türkiye’de iktidarın yanlış politikalar yürüttüğünü düşünenler var. Burada da halkın %48’i Obama’yı desteklemiyor. PKK terörü yüzünden kaç Türk vatandaşı öldü? Bence Kürtlerin çoğunluğu, AKP’nin yaptıklarını onaylıyor. Askerin neden PKK’lıları yok etmek istediğini anlıyorum. Ben de isterdim! Hükümetteyken PKK’ya karşı askeri yardımı destekledim. Şu anda da ülkemin istihbarat yardımı yapmasından gurur duyuyorum. Neyimiz varsa paylaşıyoruz.”

Büyükelçi Armitage ile sohbetimiz sona erdiğinde “hükümetten üst düzey bir ismin” kendisine söylediği bir cümleyi aktarıyor:

“Bir ülke veya insan için en iyi politika, sakınılamayacak olanı yönetmek. Ve yönetilemez olandan sakınmak.”

Bildiğim kadarıyla bu terim, iklim değişikliği için, çevre bilimcileri tarafından kullanılıyor. Ancak çevresel konular, enerji işleriyle yakinen ilgilenen Armitage’ın ilgi alanına hiç mi hiç girmiyor.

Milliyet, 25-05-2011 10.52 (TSİ)